AK Parti'nin kapatılmayacağına yönelik beklentiyi satın alan piyasaların tahmini doğru çıktı. Sabah saatlerinde yükselişle açılan Borsa, tırmanışını sürdürdü ve karar açıklanmadan günü yüzde 5,59 değer kazanarak tamamladı.31 Temmuz 2008 Perşembe
Beklentisi bile piyasayı coşturdu: Borsa uçtu, dolar tepetaklak
AK Parti'nin kapatılmayacağına yönelik beklentiyi satın alan piyasaların tahmini doğru çıktı. Sabah saatlerinde yükselişle açılan Borsa, tırmanışını sürdürdü ve karar açıklanmadan günü yüzde 5,59 değer kazanarak tamamladı.Kapatmaya ret
Anayasa Mahkemesi, 4,5 aydır yaşanan belirsizliği bitirdi. Anayasa'da belirtilen çoğunluğa ulaşılamadığı için (6'ya 5) AK Parti kapatılmadı. Sadece bir yıllık Hazine yardımının yarısının kesilmesi kararlaştırıldı.
Gönderen
admin
zaman:
08:57:00
0
yorum
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: anayasa mahkemesi, kapatmadavası
Türbeden dilekte bulunmak din dışı
Uçalım uçuralım

Cumhurbaşkanıyla başbakan bir evde buluşup beş saat kadar görüşmüşler...
Aydın Bey ile "küçük Aydın'ın" yani Zafer Bey'in gazeteleri ve de gazetecileri kıyametleri koparıyorlar... Bu olay şaşkınlık yaratmış.
Çok ayıp. Hiç koskoca cumhurbaşkanı, bir başbakanla görüşür mü? Alt tarafı başbakan... Kim oluyor bu adam? O koltuğa terfi etti de mi geldi? Alt tarafı cahil halk torba torba kömür aldı da seçti.
"Belki de çimdik mantı yemişlerdir" diye bir laf çıktı, o daha da ayıp. Hatırlanacağı üzere, Atatürk mantı yemezdi, daha ziyade kurufasulya ve pilav tercih ederdi.
Sen sarmısaklı mantıyı üstünde pul biberiyle tereyağıyla kaşık kaşık bir güzel gövdeye indir, sonra da koksun... Yakışıyor mu? Devletin zirvesini kokutmaya ne hakkınız var? Yiyecekseniz "mantarlı fileminyon" gibi alafranga şeyler yiyin bari... Biri Kayserili, öteki Kasımpaşalı... Bari Misak-ı Milli sınırları dışında kalmış bir yerde doğsaydınız, tercihan Avrupa kıtasında... Ya da Malatyalı olsaydınız da kayısı yeseydiniz, kimse ağzını açamazdı! Leblebi de uyar ama bunun sarı leblebi mi yoksa sakız leblebisi mi olması gerektiği konusunda ulema arasında ihtilaf vardır, henüz açıklığa kavuşturulamamış bir meseledir.
Bu görüşmeyi niçin köşkte yapmamışlar da "cumhurbaşkanının eniştesinin" evinde yapmışlar?
Bilindiği gibi, Atatürk ile İnönü gizli görüşmelerini Ulus Meydanı'nda heykelin dibinde gerçekleştirirlerdi. O tarihte Kuğulu Park henüz icat edilmediğinden, oraya gidemediler. Kızılay'da Piknik'e takılmak da ne yazık ki henüz mümkün değildi.
Ayrıca "gizli görüşme" de ne demek canım, devletin zirvesinde gizlilik mi olurmuş? Hani nerede kaldı şeffaflık? Utanmadan bu ülkenin gizli servisi bile var, açın kapılarını halka!
Bakınız, 2003 tarihli bir MİT raporunda "Ergenekoncu" olarak adı geçen Deniz Baykal bile, "bir cumhurbaşkanı gizli görüşmez" demiş, ondan iyi mi bileceksiniz? İktidar ne yapacağını niçin muhalefete sormuyor, onun uygun göreceği şekilde davranmıyor?
Hem "enişte" de ne demek? Atatürk'ün eniştesi mi vardı? Çankaya Köşkü'nde oturanın öyle enişte, bacanak, kayınço, elti, dünür, görümce, emmioğlu falan gibi "banal" akrabaları olmayacak. Manevi kızı olabilir. (İşin matrağı, Atatürk'ün gerçekten de bir eniştesi olmuştur, kız kardeşi Makbule Atadan'ın kocası Mecdi Boysan!)
Mecdi Bey'in mantı sevip sevmediğini, Makbule Hanım'ın ağabeyine ve eşine ne pişirdiğini bilemiyoruz, tarihçiler yazmıyorlar.
Acaba AKP'nin kapatılması meselesini mi görüşmüşler? Buna ne hakları varmış? Cumhurbaşkanı bu durumda tarafsızlığını yitirirmiş.
Öyle ya, bir cumhurbaşkanı, iktidar partisi kapatılıp hükümet de istifa ederse ne olur, ne yaparım sorusunu sormayacak, bunu başbakanıyla tartışmayacak. Bu endişeyi bürokrasiye bırakacak. Cumhurbaşkanının ne önemi var, "memleketin gerçek sahipleri" çeksinler tasasını... Üstelik cumhurbaşkanı AKP kökenli... Taraflı... Belki bilmezsiniz, tarafsız cumhurbaşkanları Atatürk ve sonra da İnönü dönemlerinde CHP'nin başında Abüzittin Zırtıloğlu adında bir politikacı bulunmaktaydı... Tarihçiler yazmadılarsa onların sorunudur.
Buluştukları semtin adı da kelek... Çukurambar! İnsan şöyle Emek'te falan buluşur da olaya sosyal içerik katar... Ya da temiz hava şehri Oran'da, çevreci olsun...
Büyük Aydın'ın ve Küçük Aydın'ın adamları iyice uçmuşlar, "her ikisi de istifa etmeli" diyorlar...
Fırçayı da yiyecekler şimdi, Bekir nasıl yemişti geçen gün de "beni sansür ettiler" diye ağlamıştı... Tam da "İddaa" işi bağlanmak üzereyken istifanın sırası mı yahu? Ne karıştırıyorsunuz böyle şeyleri? Ondan sonra hadi işin yoksa zayıf bir koalisyon kurdur da iş bitireceğim diye uğraş dur!.. Patrona "müşkülat" çıkarmayınız.
30 Temmuz 2008 Çarşamba
Prim affında sürpriz gelişme
SSK ve Bağ-Kur'a olan prim borçlarının, anaparanın ödenmesi koşuluyla faizin büyük bölümünden vazgeçilerek yeniden yapılandırılması uygulamasında sona eren başvuru süresinin uzatılması gündeme geldi.Eşek fiyatları arttı
Küçükçekmece'de 13 kaçak göçmenin cesedi bulundu
Küçükçekmece İlçesi Kayabaşı Mahallesi Muhtarı Doğan Azat, kırsal alanda bulunan cesetlerin, yabancı uyruklu 13 kişiye ait olduğunu bildirdi.
Gönderen
admin
zaman:
12:14:00
0
yorum
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: kaçak göçmen, küçükçekmece
Bunlar da bilgisayar hastalıkları
Bu robotun kalbi var
Bill Gates otomobil işine giriyor
Gelecekten haber veren ''bülten'' gibi!
Galatasaray'ı kurada devler bekliyor
Gönderen
admin
zaman:
09:58:00
0
yorum
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: galatasaray, şampiyonlar ligi
Süper Kupa maçı Duisburg'da
Kapatma davasında üçüncü gün
Kapatma kararı Türkiye'yi kaosa sürükleyebilir
Dünya basını, Anayasa Mahkemesi'den AK Parti'ye yönelik kapatma davasından çıkacak sonuca kilitlenmiş durumda. Muhtemel kararın yol açacağı sonuçlara ilişkin uyarılarda bulunan yabancı basına dün İngiliz Independent gazetesi de eklendi.Güngören'de halk, Miraç Gecesi vesilesiyle Fetih Camii'nde terör kurbanları için dua etti
Hz. Muhammed'in (sas) Allah'ın huzuruna kabul edildiği Miraç Gecesi, büyük bir coşkuyla karşılandı. Camilere akın eden mü'minler, terör mağdurlarını da unutmadı.Davanın erken bitmesi için mesailer uzadı, molalar kısaldı
AK Parti'ye açılan kapatma davasında müzakereler ikinci gün de sürdü. İlk günkü toplantıda iddianamede sunulan delillerin hukuki yönünü tartışan Anayasa Mahkemesi üyeleri, dün AK Parti'nin savunmasını değerlendirdi.
Gönderen
admin
zaman:
09:48:00
0
yorum
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: anayasamahkemesi, kapatma davası
Kardeş kavgası çıkarmak için Mersin'i pilot bölge seçmişler
Mersin, Ergenekon'un hedef seçtiği illerin başında geliyor. Burada düzenlenen yürüyüşlerin, bayrak yakma eylemlerinin kanlı örgütün tez-gâhı olduğunu gösteren iddianamede, "Türk-Kürt çatışması çıkarmayı, ülkede kaos oluşturmayı hedefledikleri anlaşılmaktadır." deniliyor.Başbakan Erdoğan, saldırıda zamanlamaya dikkat çekti
Başbakan Tayyip Erdoğan, 17 kişinin hayatını kaybettiği İstanbul Güngören'deki hain saldırıyla ilgili önemli tespitlerde bulundu.
Gönderen
admin
zaman:
09:47:00
0
yorum
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: güngören patlaması, receptayyip erdoğan
Karadziç, Lahey'e teslim edildi
Savaş suçu işlemekle itham edilen Bosnalı Sırpların eski lideri Radovan Karadziç, yargılanacağı Lahey'e getirildi.
Gönderen
admin
zaman:
09:46:00
0
yorum
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: lahey, RadovanKaradziç
Şok MİT raporu: Ergenekon'da Baykal da var
Ergenekon iddianamesinin ekinde bulunan ve MİT'in hazırladığı örgüt şemasındaki parti lideri Deniz Baykal çıktı.
Gönderen
admin
zaman:
09:46:00
0
yorum
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: deniz baykal, Ergenekon
İşte Danıştay'ı Ergenekon'a bağlayan 9 köprü
Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 'Türban nedeniyle yapıldı' diye karara bağladığı Danıştay ve Cumhuriyet gazetesi saldırıları, yargılama sürecinde dikkate alınmayan bulgular ve yeni delillerle Ergenekon iddianamesine girdi.ERKE videosu sahte çıktı
OLED yarışı 2011'de başlıyor
Cirmi kadar yer yakar

Bazı gazetelerde, "solun Ergenekon konusunda niçin sessiz kaldığı" ciddi ciddi tartışılıyor. "Eski solcular" olarak nitelenen bazı yaşlı arkadaşlar üzüntülerini dile getirdiler.
Sözü edilen sol, elbette CHP gibi "sahte sol" değil, gerçek sol, yani sosyalistler... Sahte solun bu konuda tutumu belli, onlar ve de onları tutan gazeteler Ergenekon'un "avukatlığına" soyundular (bu deyim ve ayrıca her türlü kem söz liderlerine aittir, bize değil.)
Sosyalistler, ve de çeşit olsun diye de, geçen yüzyıl kalıntısı komünistler... Pembeler ve kızıllar...
"En parlak devrinde bile" oy oranı yüzde üçü bir türlü aşamamış bir siyasi hareket, Ergenekon konusunda tavır takınsa ne olur, takınmasa ne olur? Diye sorulabilir.
Sorulur ve laf biter.
Aslında yazı da burada bitti ama sürdürmemiz gerekiyor. Lafı kesersem, sayfa sekreterinden "çok kısa oldu ağabey, yoksa sen kendini Şinasi Nahit mi sandın" suçlaması gelebilir!
Aklı başında solcular, yanıtı da kendileri buldular: Sol bu konuda tepki vermiyor, meseleyle ilgilenmiyor, çünkü sol aslında Kemalist!
Yani, Cumhuriyet Halk Partisi'nden temelde hiçbir farkı yok, yalnızca onun azıcık pembesi... Onun için İsmet İnönü, Erdal İnönü gibi kişileri de "solun lideri" sanırlar.
İlgilenmiyor, çünkü sol, halkın değil "devletin solu"...
Halkla hiçbir ilgisi yok ve olmadı. Halka en yakın olduğu nokta, 1965 seçimlerinden önce, merhum Mehmet Ali Aybar'ın radyo konuşmalarında hâlâ kulaklarımda çınlayan "ırgatlaaaar, marabalaaaar" seslenişi olmuştu!
Sonra Aybar döndü, "olur mu ya, biz sizi bu kadar bilinçlendirmeye çalışıyoruz, siz gidip gidip oyunuzu zengin partilerine veriyorsunuz" dedi ve niçin asla iktidara gelemeyeceklerini de daha o günden kendisi bulmuş ve açıklamış oldu. (Bu, sözünü ettiğim gazetelerin niçin "az sattıklarını" da açıklar.)
Devletçi solun refleksi elbette zurnanın zırt dediği yer geldiğinde halkı değil bürokrasiyi korumak olacaktır.
"Susurluk'ta gösterdiğiniz duyarlılığı şimdi niçin göstermiyorsunuz?" sorusuna verecek yanıtı da yoktur tabii.
Ikınıp sıkınmamak ve büsbütün rezil olmamak için de "bizi ilgilendirmez" tavrını takınacaktır, netameli meselelerde!
İlgilenseydi, örneğin attıkları zaman mangalda kül bırakmayan işçi sendikaları, 1 Mayıs günleri Taksim Meydanı'nda hır çıkarmak gibi ucuz kahramanlıklarla yetinmez, TÜSİAD toplantısına katılıp o saçmasapan yeni anayasa taslağına karşı tavırlarını koyarlar, Kenan Evren Anayasası'na karşı da yirmi altı yıldır popolarını kaldırıp kendi önerilerini geliştirirlerdi!
Ama ağlamak kolay, çözüm düşünmek zordur.
Yeterli oy toplayamayıp meclise giremeyen Baskın Oran'ı burada saygıyla selamlamak isterim: "Ben solcu olarak darbecileri tasfiye etmek için AKP'yle koalisyon yaparım, önce bundan yararlanırım, ona karşı muhalefetimi sonra yaparım" dedi.
Yeterli oy toplayıp meclise girmek başarısını gösteren Ufuk Uras'ı da saygıyla selamlarım: Meclis soruşturması açılması için imza kampanyasına kalkıştı ve bunu da başardı.
Ama bakınız, solcu geçinen başka bir adam, savcıya bok atmak için ne yazıyor: "Meğer İlhan Abi ihtilalciymiş de haberimiz yokmuş!"
Düzgün bir gazetede, bunu söyleyeni "haber atladığı için" işten kovarlar!
Hem de bugünün değil, kırk yıl öncesinin bayat haberi...
23 Temmuz 2008 Çarşamba
Ergenekon'u önce diziler gördü
| |||
![]() | |||
Türk halkı yakın geçmişte çekilen acıları, konusu 'darbe' olan dizi ve filmlerden öğrendi. 'Hatırla Sevgili'de, 'Çemberimde Gül Oya'da ve 'Zincirbozan'da karanlık geçmişimizle yüzleştik. Ülkenin nasıl karanlığa çekilmek istendiğini anlatan diziler, izleyenlere 27 Mayıs'ları, 28 Şubat'ları hatırlattı. Geçtiğimiz yıllarda 'Kurtlar Vadisi', 'Şubat Soğuğu', 'Yağmurdan Sonra', 'Kod Adı' ve 'Sağır Oda'da anlatılan olaylar bugün de 'Kurtlar Vadisi Pusu', 'Tek Türkiye' ve 'Kollama' gibi dizilere konu oluyor. Kısacası izleyici, 'derin devlet'in ne olduğunu, neler yapmak istediğini, halkı birbirine nasıl kırdırmak istediğini diziler vasıtasıyla yakından takip ediyor. Bu yüzden son tutuklamalarla genişleyip bir terör örgütü soruşturmasına dönüşen 'Ergenekon' türü yapılanmalara da hiç yabancı değil. Özellikle 'Kurtlar Vadisi', bu tür yapılanmaları ekrana taşıyan yapımların başında geliyor. Geçtiğimiz sezon 'Kurtlar Vadisi Pusu' adıyla yayınlanan bölümlerde, İskender Büyük'ün devletin içine nasıl sızdığı, kimlerle bağlantı kurduğu anlatılmıştı. Ergenekon'un masonlarla ilişkisi yıllar önce diziye konu olmuş, yayınlanan bir bölümünde 'mason' örgütlerinin 'derin devlet'le işbirliği içinde olduğu deşifre edilmişti. Polat Alemdar'ın pusuya düşürülüşü ve tabuta sokulduğu bölüm hâlâ hafızalarda... Ülkeyi sağ-sol, laik-anti laik, Sünni-Alevi, Türk-Kürt diye kamplara bölmeye çalışan karanlık güçleri anlatan dizilerden biri de Samanyolu'nda eski bölümleri yayınlanan 'Tek Türkiye'. Bu aralar yeni dönem için hazırlık yapılan dizide özellikle Güneydoğu'da halkı tahrik eden örgütlere göndermelerde bulunuluyor. Aynı kanalda yayınlanan 'Kollama'da da insanları sokağa çekmek için halkı tahrik eden örgütlerin çalışma yöntemleri ekrana geliyor. İki yıl önce Samanyolu'nda ekrana gelen 'Yağmurdan Sonra'da da devlet içindeki derin yapılanma konu edilmiş, sık sık bir araya gelen 'seçilmişler' adlı illegal yapılanma, siyasete dahi yön vermişti. Özellikle 28 Şubat sürecini ağırlıklı olarak işleyen, Samanyolu'nun bir dönem çok konuşulan dizisi 'Şubat Soğuğu', 'darbe' sürecinin aktörlerini deşifre etmişti. Kenan Bal ve Süavi Eren'in rol aldığı dizide, karmaşık ilişkiler 'Cemiyet' adı verilen bir yapılanmayla aktarılmıştı. Yuvarlak bir masanın etrafındaki yedi kişiden oluşan 'Cemiyet', gizli iktidarını sürdürmek için devletin içindeki uzantılarına operasyonlar yaptırmış, ahtapotu andıran kolları, sermaye kesiminden yeraltı dünyasına kadar uzanmıştı. Devletin içindeki karanlık güçleri deşifre eden diziler bunlarla sınırlı kalmadı elbette. Kanal D'de geçtiğimiz yıl yayınlanan 'Sağır Oda'da İsrail gizli servisi ile bağı olan Mois Abijah'ın öldürülmesinin arkasındaki sır perdesini aralamaya çalışan Aras ve ekibinin yaşadıkları anlatılmıştı. Yine aynı kanalda yayınlanan 'Kodadı' da benzer konuları gündeme taşımış ve izleyicinin ilgisini çekmişti... | |||
| Yusuf Bülbül | |||
Gönderen
admin
zaman:
08:50:00
0
yorum
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: Ergenekon, hatırla sevgili, kurtlar vadisi pusu, tek türkiye
Anayasa Mahkemesi kritik karar için 28 Temmuz'da toplanacak
Anayasa Mahkemesi, AK Parti'nin kapatılması istemiyle açılan davayı 28 Temmuz Pazartesi günü görüşmeye başlayacak. Tarih üyelerin ortak kararı olarak belirlenirken, mahkeme heyetinin dava bitene kadar oturumlarını aralıksız sürdüreceği vurgulandı.
Başkanvekili Osman Paksüt, mümkün olan süratle sonuca ulaşmak için çalışacaklarını belirtirken, Anayasa Mahkemesi çıkışında gazetecilerin sorularını cevaplayan Başkan Haşim Kılıç ise, dava seyrini şimdiden bilemeyeceklerini söyledi. Heyetin 12 Ağustos'taki Rusya programının hatırlatılması üzerine de Kılıç, "Bizim için ülkenin sorunları önemlidir. Gerekirse gitmeyiz." dedi. Refah ve Fazilet partileriyle ilgili davaları hatırlatan siyasi çevreler, AK Parti hakkındaki davanın da 1-2 gün içerisinde sonuçlanmasını bekliyor. Öte yandan alışılagelmişin dışında Yüksek Mahkeme'nin kararını dün raportör Alparslan Altan gazetecilere duyurdu. 'Bu açıklamayı neden siz yapıyorsunuz?' sorusuna ise Altan, "Genel sekreter vekili olduğum için." karşılığını verdi.
Anayasa Mahkemesi, AK Parti'ye açılan kapatma davasında karar gününü belirledi: '28 Temmuz Pazartesi.' Mahkeme, dün kritik bir toplantı yaptı. Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, üyelere raportör Osman Can'ın raporunu okuyup okumadıklarını sordu. Üyelerin olumlu cevabı üzerine söz konusu tarih tespit edildi. 28 Temmuz'un tüm üyelerin ortak kararı olduğu bildirildi. Mahkeme, böylece iktidarın ülke menfaatleri doğrultusunda davayı çabuk bitirme çabasına destek vermiş oldu. Yüksek Askeri Şûra toplantısıyla kurulmaya çalışılan irtibat da ortadan kalktı. Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, kararın YAŞ toplantısına göre belirlenmeyeceğinin işaretini, "O tür konular bizi ilgilendirmiyor." diyerek vermişti. Anayasa Mahkemesi, raporun üyelere dağıtılmasının ardından 12 gün sonraya toplantı günü vererek genel uygulamasını devam ettirdi. RP ve FP davaları dikkate alındığında, AK Parti hakkındaki davanın 1-2 gün içerisinde sonuçlanması bekleniyor.
'En hızlı şekilde sonuçlanacak'
Mahkeme heyeti, AK Parti'ye açılan kapatma davasıyla ilgili karar gününü belirlemek için 13.30'da toplandı. Toplantının ardından basının karşısına Başkan Vekili Osman Alifeyyaz Paksüt yerine Anayasa Mahkemesi raportörü Alparslan Altan çıktı. Davanın 28 Temmuz'da görüşüleceğini bildiren Altan, davanın ne kadar sürede sonuçlanacağına ilişkin sorular üzerine, "Belli değil. Görüşmelerin gidişatına bağlı." dedi. "Açıklamayı neden siz yapıyorsunuz?" şeklindeki soruya ise şu karşılığı verdi: "Genel sekreter vekili olduğum için." Daha sonra gazetecilerin soruları üzerine açıklama yapan Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt, AK Parti davasını 28 Temmuz'dan itibaren her gün aralıksız görüşmeye başlayacaklarını ve mümkün olan en hızlı şekilde sonuca ulaştıracaklarını söyledi.
AK Parti, siyasi ve ekonomik krize yol açılmaması için ek savunma süresi istemedi. Mahkeme de davanın kısa sürede sonuçlanması gayretlerini dikkate aldı. Anayasa'ya göre Yüksek Mahkeme, siyasi partinin temelli kapatılması ya da reddi ile Hazine yardımının kesilmesine karar verebilecek. Kapatma kararı Anayasa Mahkemesi'nin 11 üyesinin nitelikli çoğunluğuyla (7'ye 4) alınıyor.
Dava süreci mart ayında başladı
14 Mart: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, "Laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği'' iddiasıyla AK Parti'nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi'nde dava açtı. Yalçınkaya, 71 isim hakkında 5 yıl siyaset yasağı istedi.
31 Mart: Anayasa Mahkemesi, iddianameyi kabul etti. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün yargılanması konusunda Yüksek Mahkeme üyeleri bölünürken, 4 üye iddianamenin Gül'le ilgili bölümüne karşı çıktı.
30 Nisan: AK Parti, ön savunmasını verdi.
16 Mayıs: Raportör Osman Can, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın kapatma gerekçeleri arasında gösterdiği eğitim özgürlüğüyle ilgili raporunu tamamladı. Can, CHP'nin iptal talebinin reddedilmesini istedi.
30 Mayıs: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, esas hakkındaki görüşünü 1 aylık yasal sürenin son gününde Anayasa Mahkemesi'ne gönderdi.
5 Haziran: Anayasa Mahkemesi, üniversitelerde eğitim özgürlüğünün önündeki yasakları kaldıran anayasa değişikliğini iptal etti.
16 Haziran: AK Parti, Başsavcı'nın esas hakkındaki mütalaasına karşı savunmasını yasal sürenin dolmasına 13 gün kala sundu.
1 Temmuz: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Yalçınkaya, Anayasa Mahkemesi'nde bir buçuk saat sözlü açıklamada bulundu.
3 Temmuz: Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, sözlü savunma yaptı.
16 Temmuz: Raportör Osman Can, AK Parti'nin kapatılmamasını isteyen raporunu teslim etti.
Açıklamayı raportör yaptı
Anayasa Mahkemesi heyetinin belirlediği takvimi, Başkan Vekili Osman Paksüt yerine raportör Alparslan Altan açıkladı. Gazetecilerin karşısına çıkan Altan, ''Mahkeme heyetimiz bugün (dün) yapmış olduğu görüşme sonunda Adalet ve Kalkınma Partisi hakkında açılmış olan kapatma davasını 28 Temmuz 2008 Pazartesi günü görüşmeye başlayacağına karar vermiştir.'' dedi. Altan, davanın ne kadar sürede sonuçlanacağının görüşmelerin gidişatına bağlı olduğunu belirtirken, "Açıklamayı neden siz yapıyorsunuz?'' sorusuna ''Genel sekreter vekili olduğum için.''
karşılığını verdi.
Tek önceliğimiz ülkenin sorunları
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Anayasa Mahkemesi heyetinin 12 Ağustos'ta yapmayı planladığı Rusya gezisinden çok ülkenin sorunlarını düşündüklerini söyledi. Kılıç, ''Bizim için ülkenin sorunları önemlidir. Eğer bu konuda bizim gitmememizi gerektiren bir durum olursa biz bu seyahate gitmeyiz. Bizim için öncelik ülkemizin sorunlarıdır. Ona biz takılmayız.'' dedi.
Kılıç, Anayasa Mahkemesi'nden ayrılırken gazetecilerin sorularını cevapladı. "Müzakereler aralıksız devam edecek mi?'' sorusu üzerine Kılıç, "Bunu o kadar çok soruyorsunuz ki bunları defalarca size söyledik. Tabi ki devam edecek. Başlandığı zaman, görüşmelerimiz, müzakerelerimiz devam eder. Sonuç alındığında da her zaman olduğu gibi size kısa bir açıklama yapılacak.'' diye konuştu. Kılıç, "Dosyanın kapsamlı olması, sürecin uzamasına sebep olabilir mi?'' sorusuna ise şu karşılığı verdi: "Onu şu anda bilemeyiz. Müzakerelere pazartesi günü başlarız. Artık 3 gün mü sürer, 5 gün mü sürer, 10 gün mü sürer onu bilemeyiz. Onu bilemem. O, o andaki müzakerelerin seyrine göre şekil alacaktır. Onunla 'şu gün biter, şu kadar sürede biter, şu kadar zamanda sonuçlanır' şeklinde bir değerlendirme yapmak oldukça zor.'' Heyetin pazartesi gününden itibaren başlayacağı müzakerelerin hafta sonları yapılıp yapılmayacağı konusunda da şimdiden birşey söylemesinin mümkün olmadığını kaydetti.
Paksüt: Mümkün olan süratle çalışacağız
Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt de mümkün olan süretle çalışacaklarını ifade ederken, mecbur bir sebep olmadıkça karar verilinceye kadar görüşmelere ara vermeyeceklerini bildirdi. Paksüt, "28 Temmuz'dan itibaren her gün aralıksız görüşmeleri sürdürüp, mümkün olan süratle sonuca ulaşmak için çalışacağız.'' ifadelerini kullandı.
Başbakan Erdoğan: Ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olsun
Başbakan Tayyip Erdoğan, '28 Temmuz' kararını, "Ülkemiz, milletimiz için hayırlı olsun." şeklinde değerlendirdi. Erdoğan, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım hakkında CHP tarafından verilen gensorunun Meclis Genel Kurulu'ndaki görüşmelerine katıldı. Çıkışta gazetecilerin mahkemenin kararıyla ilgili soruları üzerine tek cümlelik bir açıklama yaptı: "Ülkemiz, milletimiz için hayırlı olsun." Bu arada CHP'nin, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım hakkında geçen yıl Bağdat'ta düşen uçakla ilgili verdiği gensorunun gündeme alınması reddedildi. Oylamaya 400 milletvekili katıldı. 308 milletvekili ret, 82 milletvekili kabul oyu kullandı. Türk işçilerini taşıyan uçağın düşmesi sonucunda 28'i Türk 34 kişi hayatını kaybetmişti. CHP, kazada Yıldırım'ın ihmali olduğunu savunmuştu. Ankara, Cihan
Kapatma davasının bir an önce sonuçlanması ülkenin hayrına
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, AK Parti'ye açılan kapatma davasının bir an önce sonuçlandırılmasını istedi. Bahçeli, bunun Türkiye'nin hayrına olacağını söyledi. MHP lideri, Ergenekon soruşturmasına temas ederken çıkacak karara herkesin saygı göstermesi gerektiğini vurguladı.
Bahçeli, yaptığı yazılı açıklamada, demokratik rejimlerde normal sayılamayacak olayların cereyan ettiğini savundu. Hukuki ve siyasi garabetlerin yaşandığı karanlık bir süreçten geçildiğini ileri sürdü. Hukukun yıprandığını, siyasetin yara aldığını ve hukukla demokrasinin çatışma, cephe hattı haline geldiğini dile getirdi. Bahçeli, "Türkiye krizler ve kördüğümler ülkesi haline getirilmiştir." ifadesini kullandı. Bahçeli, Türkiye'nin bu sancılı süreci toplumsal sağduyunun rehberliğinde mutlaka aşacağını kaydetti. Siyaset anlayışlarının ve parametrelerinin değişeceği yeni bir dönemin başlayacağını savunurken, "Türkiye bu depremin altında kalmayacak." dedi. Ankara, Cihan
Türkiye rahatlamalı, süreç beklediğimiz gibi hızlı ilerliyor
Anayasa Mahkemesi'nin karar günü için belirlediği 28 Temmuz tarihi AK Parti'yi memnun etti. Eski Meclis Başkanı Bülent Arınç, sürecin bekledikleri gibi hızlı bir şekilde devam ettiğini söyledi. Arınç, "Bu sürecin bir an evvel hayırlı bir sonuçla neticelenmesini, Türkiye'nin rahatlamasını ve varsa endişelerin, tedirginliklerin bir an önce giderilmesini arzu ediyoruz." dedi. Arınç, Denizli Belediye Başkanı Nihat Zeybekçi'yi ziyaretinde, gazetecilerin sorularını cevapladı. Arınç, kapatma davasıyla ilgili bir soru üzerine yargı süreci içerisinde savunmalarını kısa sürede Anayasa Mahkemesi'ne sunduklarını kaydetti. A, B, C planlarını konuşmaya gerek olmadığını belirten Arınç, şöyle devam etti: "Bizim bir tek planımız, düşüncemiz, temennimiz ve arzumuz var. O da AK Parti hakkında açılmış olan bu davanın retle sonuçlanmasıdır. Mahkemenin AK Parti hakkındaki kapatma istemini reddetmesidir. Bunun dışında hiçbir planımız yok. Biz Anayasa Mahkemesi'nin sayın üyelerinin, bu konuda örnek bir karar vereceklerine inanıyoruz." Denizli, Cihan
Metin Arslan
Gönderen
admin
zaman:
08:05:00
0
yorum
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: akp, akparti, anayasamahkemesi
Belçika, Roj TV'ye haciz başlattı
| |||
![]() | |||
Almanya'nın yasaklama kararı almasından sonra faaliyetlerini yürütmekte zorlanan Roj TV'ye bir kötü haber de Belçika'dan geldi. Belçika'nın, vergi borcunu ödeyemeyen terör örgütünün yayın organının mallarına el koymaya hazırlandığı belirlendi. Belçika Maliye Bakanlığı tarafından terör örgütü televizyonu Roj TV'ye kesilen 4 milyon Euro vergi cezasının ödenmemesi sebebiyle, söz konusu televizyonun mallarına haciz konulması yönünde harekete geçildiği kaydedildi. Roj TV yöneticilerinin, bakanlığın cezaları üzerine şirketin mal ve araçlarını örgüt yandaşlarının isimlerine kaydettirerek hacizleri önleme girişiminde bulunduğu belirtildi. Roj TV'nin hacizden kurtarmak amacıyla araçlarını başka ülkelere kaçırma ihtimaline karşı da gerekli tedbirlerin alındığı ifade edildi. Almanya'nın, 'yasaklı terör örgütü PKK'nın propagandasını yaptığı ve halklar arası uyumu bozduğu' gerekçesiyle, 19 Haziran 2008'den itibaren Roj TV'yi yasaklamasının ardından, kanala program hazırlayan 'Viko Prodüksiyon' adlı şirket hakkında da mali soruşturma başlatması terör örgütünün yayın organında çalışanlarda paniğe sebep oldu. Yayın organının program yapımcısı ve sunucusu Baki Gül ve ekibi Roj TV'den ayrıldı. Tutuklanma korkusuyla ayrılmak isteyen bazı çalışanların, örgüt tarafından 'ayrılmamaları' yönünde tehdit edildikleri kaydedildi. Roj TV'nin yasaklanması kararını protesto etmek isteyen örgüt yandaşlarına müdahale eden Alman güvenlik birimleri, gösterilerde terör örgütü ve terörist elebaşı lehine slogan atılmasına, terör örgütünün sembollerinin yanı sıra Roj TV'nin logo ve ambleminin taşınmasına dahi izin vermemişti. Bu arada, terör örgütü televizyonu Roj TV'nin, ekranlarına taşıdığı yalan haberlerle kışkırtmalara devam ederken, 'Avrupa Sınır Ötesi TV Sözleşmesi' esaslarını da ihlal ettiği öne sürüldü. Güvenlik güçlerinin Cudi Dağı'nda gerçekleştirdiği operasyonlara ilişkin terör örgütü tarafından yayınlanan bir açıklamayı, aynı akşam haber bültenlerinde ekranlarına taşıyan Roj TV'nin, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin operasyonu ile ilgili bir haberde, köy korucularının isimlerini açıkça vererek onları bölgedeki teröristler için 'hedef' göstermesi yoğun tepkilere neden oldu. Avrupa Sınır Ötesi TV Sözleşmesi'ni ihlal eden bu yayınların, AB'nin terör örgütleri listesindeki PKK ile Roj TV ilişkisini açıkça ortaya koyduğunu vurgulayan terör uzmanları, bugüne kadar 'ifade özgürlüğü' kapsamında Roj TV'yi kapatmamakta direnen Danimarkalı yetkililerin, 'Avrupa Sınır Ötesi TV Sözleşmesi' esasları, Almanya'nın yasaklama kararındaki argümanlar ve terörizmle mücadele kapsamındaki uluslararası anlaşmalar çerçevesinde, terör örgütünün yayın organının kapatılması yönündeki talepleri daha gerçekçi ele alarak, Roj TV'nin yayınlarını sona erdirebileceğine dikkat çekiyorlar. | |||
| aa | |||
18 Temmuz 2008 Cuma
Alman dağcıları kaçıran 'Dr. Bahoz' ağır yaralı
| ||||||||
| | ||||||||
Alman dağcıları kaçırdığı ortaya çıkan teröristin, Oramar mevkiinde yapılan ilk tedavisinden sonra kayıplara karıştığı belirtildi. Ağır yaralı teröristin ölmüş olabileceği de ifade edildi. Anadolu Ajansı'nın yerel kaynaklardan edindiği bilgilere göre, terör örgütü PKK'nın etkisiz hale getirilmesi amacıyla teröristlere yönelik Türkiye'nin iç kesimlerindeki operasyonlar sürerken, Irak'ın kuzeyine yönelik de zaman zaman hava harekâtı yapılıyor. Diyarbakır 2. Hava Kuvvet Komutanlığı'ndan kalkan savaş uçaklarınca yapılan son hava harekâtında terör örgütü PKK'nın ağır kayıp-lar verdiği öğrenildi.
Yerel kaynaklar, son hava harekâtında Zap bölgesinin yoğun bir şekilde havadan bombalandığını ve Oramar mevkiinde terör örgütü PKK'nın sözde silahlı kanadı sorumlusu Fehman Hüseyin'in ağır yaralandığını bildirdi. Öte yandan 8 Temmuz akşamı Ağrı Dağı'nda kamp kuran 3 Alman dağcının, PKK elebaşısı Murat Karayılan'la liderlik kavgasına giren Dr. Bahoz'un talimatıyla kaçırıldığı ortaya çıkmıştı. Önceki gün Zaman'da yayınlanan haberde, terör örgütünün silahlı kanadının yakın zamanda toplanacak kongresinde görevden alınacağını öğrenen Hüseyin'in, Alman dağcıları, terör örgütünün elebaşısı 'Cemal' kod adlı Karayılan'a karşı koz olarak kullanmak amacıyla kaçırttığı kaydedildi. Erbil, aa | ||||||||
Zekeriya Beyaz da 'telekulak' diye Çavuşoğlu'nu aramış
| |||
![]() | |||
Kendi telefon numarasının başına '2' rakamını ekledikten sonra arama yapan Beyaz, telefonun ucundaki kişiye "Beni niye dinliyorsunuz" diye çıkıştığını anlatmıştı. Ancak 'dinlendiği' iddiasını kameralar karşısında ispatlamak isteyen Beyaz, netice alamamıştı. Numarasının başına '2' ekleyenlerin çağrısının kendi telefonuna düştüğünü açıklayan TÜRSAB Antalya Başkanı Kerim Çavuşoğlu, bu şekilde arayanlardan birisinin de Zekeriya Beyaz olduğunu söyledi. Arkadaşları ile birlikteyken telefonunun çaldığını anlatan Çavuşoğlu, "Adam aradı. Ben ilahiyat profesörüyüm. Beni niye dinliyorsun kardeşim diye feveran etmeye başladı. Ondan sonra çıktı televizyonda 'Beni dinliyorlar' diye beyanat verdi. Bu arada telefonun hoparlörünü açtım. Yanımdakiler de şahit oldu." diye konuştu. | |||
| Kenan Baş | |||
ÖSS üçüncüsü, başörtülü diye kürsüye çıkartılmadı

Antalya Milli Eğitim Müdürlüğü'nün düzenlediği ödül töreninde tam bir skandal yaşandı. İl genelinde ilk 500'e giren öğrencileri ödüllendirmek amacıyla düzenlenen törende ÖSS Sözel-2 dalında Türkiye 50.'si ve Antalya 3.sü olan Zehra Öztürk adlı öğrenci, başörtülü diye kürsüye çağrılmadı.
Antalya Milli Eğitim Müdürlüğü Konferans Salonu'nda düzenlenen törende İl Milli Eğitim Müdürü Osman Nuri Gülay'ın konuşmasının ardından ÖSS ve OKS'de başarı elde eden öğrenciler altın ve kitapla, okul idarecileri ise teşekkür belgesiyle ödüllendirildi. Ödül töreni sürerken kürsüye çıkan Melek Öztürk isimli veli, kızı Zehra Öztürk'ün ÖSS sözel puanda Antalya 3.'sü ve Türkiye 50.'si olduğunu, ancak başörtüsünden dolayı kürsüye çağrılmadığını söyledi. Kızının, mezun olduğu Aldemir Atilla Konuk Anadolu Lisesi'nden aranarak törene davet edildiğini aktaran anne Öztürk, "Kızımdan daha az puan alanlar buraya şortla, plaj elbisesi ile çıkabiliyor, ama benim kızım çıkartılmıyor." dedi. Öztürk, konuşmasını tamamlamadan görevliler tarafından kürsüden indirildi.
Terminator efsanesi devam ediyor
Sinema tarihinde çığır açmış olan Terminator serisinin 4. ve şimdilik son halkası olan "Terminator Salvation" filminin ilk fragmanı yayınlandı.
Yazar-yönetmen James Cameron, 1984 yılında çektiği ilk Terminator filmi ile büyük sükse yapmış ve bilimkurgu filmleri tarihine geçmişti. Ayrıca bu film Arnold Schwarzenegger'i sinema tarihinin unutulmazları arasında soktu.
Terminator Salvation'dan ilk görüntüler için tıklayınız
7 yıl sonra 1991'de çektiği devam filmi "Terminator 2: Judgment Day" ile hem ilk filme başarılı bir devam çekmiş, hem de görsel efektlerde o güne kadar görülmemiş teknikler kullanarak bu alanda da standartları değiştirmişti. Kısa sürede kült mertebesine çıkan Terminator 2'den sonra serinin devamı için hayranlar 2003 yılına kadar beklemek zorunda kalmışlardı.
Bu 12 senelik uzun bekleyiş sonunda Terminator'un babası James Cameron'un yönetmenlik koltuğuna oturmayışı büyük hayal kırıklığı oluşturmuştu. Cameron'un yokluğu birçok sinema severi tedirginliğe düşürse de "Terminator 3: Rise of the Machines" hikayeyi başarılı bir biçimde devam ettirmiş ve beklenen kıyametin kopmasıyla son bulmuştu.
Heyecanla beklenen kıyamet sonrası için ise Mayıs 2007'de serinin tüm haklarını satın alan The Halcyon Company şirketi yeni bir üçleme için kolları sıvadı. Üçlemenin ilk halkası olan "Terminator Salvation: The Future Begins" 22 Mayıs 2009'da vizyona girmek üzere hazırlanıyor.
BAŞROLDE CHRISTIAN BALE
Skynet ve Terminator ordusuna karşı insanların direnişine liderlik eden John Connor'ı en son Batman, Christian Bale canlandırıyor. Ancak bu sefer terminator serisinin demir başı Arnold Schwarzenegger kadroda yok. Birçok sinema sever Schwarzenegger olmadan bir Terminator filmi çekilemez diye düşünselerde 61 yaşındaki oyuncunun filmde oynaması gerçekten çok zor. Belki yapımcılar ufak bir sürpriz yaparak kendisine küçük bir rol verirler diye umuyoruz.
Gönderen
admin
zaman:
08:25:00
0
yorum
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: Christian Bale, TerminatorSalvation
Nedim'i rahat bırakın

Turgut Özakman kadar kötü yazamayacağımız için, roman kahramanları elbette resmi tarih kitaplarında geçen sıradan bilgileri papağan gibi tekrarlamayacaklar, kendi görüşlerini, düşünce ve elbette duygularını da dile getireceklerdir. Özel hayatları olacaktır. Roman gerçeğe uygun olacaksa Mustafa Kemal Paşa rakısını içecek, İzmir merkez komutanı Albay Zafiriou da Karantinalı Despina'yla yatıp kalkacaktır...
Diyelim, General Hacıanestis, birinci kordonda, Kraemer Palace Hotel'in barında kafayı çekmiş (gerçekte oraya takılmayı çok severdi), düşmanıyla ilgili olarak atıp tutuyor...
"O Kemal dedikleri adamı asacağım, keseceğim, mahvedeceğim" mi der?..
Yoksa "şu Kemal ne büyük adam yahu, üstelik benden çok daha iyi bir asker, şuna hemen yenileyim bari" mi der?
İkinci cümleyi kullanırsa roman, Maruf Evren'in "İslam Teksas'ta" adlı ölümsüz eserine döner. Orada da Abraham Lincoln, Beyaz Saray'da verilen bir kokteylde, sunulan içkiyi reddeden bir Türk'e şöyle diyordu. "Siz Müslümanlar'ın ne güzel adetleriniz var, keşke alkol bizim dinimizde de yasak olsaydı!"
Bunu "mesafeli" yaparsanız mizah eseri yaratmış olursunuz, "ciddi" yaparsanız da herkes gene güler ama, romana değil, size!
(İmdi, benim bu yazımın dördüncü paragrafını cımbızla çekip "işte bu herif Atatürk düşmanı" demek de birtakım Babıali dangalaklarına yakışır ama koskoca basın savcısına yakışmaz.)
Fakat bazı savcılar, benzer hataları yapıyorlar.
Bir romana, yani içindeki kişilerin kendi özel duygu ve düşünceleri olan bir sanat eserine, bir "essay" (deneme) ya da bir "pamphlet" (risale) muamelesi ediyorlar.
Elif Şafak'ın başına gelenleri hatırlayalım.
Açılan dava aklanmayla sonuçlanıyor, çekilen üzüntü de yazarın yanına kalıyor (kimi zaman da bu reklamdan doğan "fırsat rantı" tabii!)
Sevgili dostum ve sınıf arkadaşım Nedim Gürsel yeni bir roman yazdı: "Allah'ın Kızları".
İslam'ın ilk günlerini anlatıyor... Savcılığa düştü.
Aklınıza hemen Salman Rüşdü gelmesin, Nedim kimseye hakaret etmemiş. (Fakat herhalde Türkiye gibi bir ülkede kovuşturmaya uğrayacağını da tahmin ediyordu.)
Bu romanda -elbette-Kureyş kabilesi de, putperestler de, cahiliyye dönemi artıkları da, peygamber efendimizin düşmanları da var ve onlar da elbetteefendimizin aleyhinde konuşuyorlar. Konuşacaklar. Onu öldürmeye de çalışacaklar. Bu romanda elbette Hatice anamız da, Ayşe anamız da olacaktır. Efendimizi seveceklerdir. Gerçek bu değil midir?
Ne yani, Ebu Cehil, "ben aşağılık bir herifim, Muhammed Mustafa'nın yanında beş para etmem" mi diyecekti?
Lütfen sanat eserini sanat eseri olarak değerlendirmeyi bilelim ve ele güne gene rezil olmayalım.
Nedim Gürsel ve eserleri hakkında olumlu ya da olumsuz yargıyı eleştirmenler ve okurları verirler.
Tersini düşünüyorsanız, tefeci kocakarıyı öldüren Raskolnikov'un hesabını da Dostoyevski'den sorunuz ve "Suç ve Ceza" romanını toplatınız, belki okuyucuyu cinayet işlemeye teşvik etmiştir!
Hele Shakespeare... Yatacak yeri yok herifin, sahnede yüzlerce ceset!
Aydınlık, o fotoğrafla vurdu ama bakın arşivler ne diyor?
GAZETECİLER.COM-(ANALİZ) -Merkez medya, ulusalcı medya, liberal medya, muhafazakar medya ve bu organların kalemleri inanılmaz bir savaş içindeler
Soğuk savaş yıllarındaki medya tartışmalarına rahmet okutacak bu günkü iç zavaşın tarafları mesleki etik, ilkeli gazetecilik, doğru haber gibi uymaları gereken kurallara dönüp bakmıyorlar bile.
Aydınlık dergisi mesela. Liberal çizgininin en önemli medyası Taraf gazetesini uzun bir yazı ile "Deşifre"etmiş güya. Ahmet Altan'a vurmak içinde bir fotoğraf seçmişler. Altan ve Yasemin Çongar PKK'lırla resim çektirmişler. Demek isteniyorki "Bakın Altan ve Çongar PKK'ya ne kadar yakın". Ancak ülke ve medya gündemini izleyenlerin aklına hemen başka resimler geliyor.
Şöyle.
Yer Bekaa vadisi PKK kampı. Apo askeri giysiler içinde bir konuğunu ağırlıyor. Konuk Doğu Perinçek. Perinçek elindeki karanfili Apo'ya sunuyor. Gülücükler uçuşuyor. Ee ne oldu şimdi.
Durumu değerlendirmek meşrebinize kalmış. İster "Ele verir talkımı" deyin ister "Dün dündür bu gün bu gün"..
Can Ataklı Şamil Tayyar'ı, Oray Eğin Alper Görmüş'ü Cengiz Çandar alayını markaja almış. Sonumuz hayrola.
Ben bu analizi yaparken, İnternethaber.com sitesi eski arşivleri çoktan karıştırmıştı...
İNTERNETHABER- Aydınlık dergisi Taraf'a ağır bir şekilde yüklendi. Tuhaf olan ise bir ortak noktalarının olması. İki taraf da terör örgütü PKK'nın kamplarını ziyaret etmeleri. İşin trajik kısmı ise Aydınlık dergisinin geçmişteki benzer ziyareti unutmasıydı.
Aydınlık dergisi gazeteci kimliğiyle Türk savaş uçaklarının vurduğu Kandil'e giren iki gazeteciyi hedef gösterdi. Ahmet Altan ve Yamesin Çongar vurulan yerleri görüntülemiş yöneticilerle görüşmüştü.
Oysa suçladıkları ziyaretin daha çok tartışılanını liderleri Doğu Perinçek 1991 yılında yapmıştı. Üstelik Öcalan'dan gül alacak kadar samimiydi. Dahası sıraya giren teröristleri teftiş edecek kadar da içli dışlı görüntüler cabasıydı.
Pekrinçek'in Bekaa vadisindeki fotoğrafları uzun süre hafızalardan silinmedi.. Doğru dergisi adına Öcalan ile röportaj yapıyordu. Doğruydu çünkü o
dönem Perinçek derginin genel yayın yönetmenliğini yapıyordu.
Perinçek gazeteci kimliğiyle kendini savunuyordu. Aynı düşüncelerle orada olan gazetecileri işbirlikçi yaftasını vurmaktan geri kalmadılar. Peki ya mazide kalan bu fotoğraflare ne demeli? Fotoğraflara bakın ve aradaki farkı sizler görün.


Gönderen
admin
zaman:
07:45:00
0
yorum
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: ahmet altan, aydınlık, doğu perinçek, pkk, taraf
Sıradan muhabirdi!... Şimdi kilit isim oldu. Kimdir bu Tuncay?

İNTERNETHABER / Bahar GİRTİ
Mehmet Ali Birand hazırladığı 32. Gün’e bu hafta, Ergenekon soruşturmasını başlatan iddiaların sahibi Tuncay Güney Toronto’dan canlı olarak bağlandı...
2001 yılında verdiği ifadelerle , soruşturma sonucunda ele geçen belgeler ve ifadeler birebir örtüştüğü ortaya çıkan Tuncay Güney, Ergenekon’da bilinmeyenleri anlattı ve ve hakkında yapılan suçlamaları 32. Gün’de cevapladı...
İşte Güney'in açıklamalarından satır başları...
NEDEN FARKLI KİMLİKLER KULLANDI?
"O kimlikler en son gazetelerde çıktı. Bana bir tane jitem kimliği gösterebilirmisiniz resmim üstünde olan? Ben ilk kez bir pasaport aldım ve o Türk pasaportunu kullanıyorum. Ayrıca evimden çıkan iki tane silahın bir polis memurunun olduğunu yazdılar. Bende polis memrunun silahı ne gezer?"
AYDIN DOĞAN DOSYASI BENİM ARŞİVİMDE YOKTU
"Aydın Doğan dosyası da benim arşivimde yoktu. Emekli paşadan haber için dosya istediğimde, kendisinin elinde olmadığını açıkladı. Oysa bazı gazeteler benim üzerimden Aydın Doğan'a saldırıya geçtiler. Kimlikler konusunda ve silah konusunda temiz olduğumu söylüyorum. Ben arşivimde ne olduğunu çok iyi biliyorum."
ERGENEKON BELGELERİ BİR YAPILANMAYDI
"Ergenekonun bir yapılanmasıydı. İç istihbarat, iç dinamikler, partiler, cemaatler, sol partiler, islamcı bazı faaliyet grupları, ortadoğudaki bağlantılar ve bunların olduğu belgeler emniyet müdüründedir. Kendisinden benim arşivim çıktı. Benim arşivimin İstanbul Emniyet Müdürlüğünde olması gerekiyordu. Neden benim arşivim Adil Serdar Saçan'ın arşivinden çıkıyor? Bu kamu adına hukuk platformunda bir sorundur."
BEN ERGENEKONCU DEĞİLİM
"Ben ergenokoncu değilim ben bir gazeteciyim. Ergenekoncu olsaydım yurt dışına kaçmazdım. Ergenekon'daki insanlarla tanıştım. Bu da şans oldu. Bana bilgiler sızdırıldı. Ben Ergenekoncu olsam bugün zulüm çekmezdim."
ERGENEKON BELGELERİNİ NEDEN AFİŞE ETMEDİNİZ?
"Akşam gazetesinde çalışırken bu dosyaları genel yayın yönetmenim Behiç Kılıç'a sundum. Kendisi bunları yayınlamayacağını söyledi. Bir çok gazeteciyle görüştüm ama yayınlamadılar. "Bu ülkede bir örgütlenme var dediğimde, susurluk ne ki bunlar babası dediğimde", Gazetecilerin hepsi "Üstat sakın bu işlere girme, Uğur Mumcu'yu görmüyormusun" dediler."
TUNCAY GÜNEY FETHULLAHÇI MI?
"Ben deneyimsiz bir gazeteci değilim. Deneyimli ve birikimli bir gazeteciyim. Dünyanın bir çok ilgisi üzerimde. Ortadoğu hakkında bilgisayarıma teknik cihazları takıp bilgi alıyorlar. Talabani ve Barzani ile de görüşüyordum. Gazeteciler benden yardım istiyordu Kuzey Irak'a gitmek için. Ben CIA ve MOSSAD ajanı değilim, Ergenekoncuları da ben ispiyonlamadım. İşkence altına alındım."
TARİKAT LİDERLİĞİNİN ÖZEL KALEM MÜDÜRLÜĞÜNÜ YAPMADIM
"Tarikat liderinin özel kalem müdürü olmadım. İstediğim gazetede çalışabilirim. 6 çuval belge bana, Ergenekon içinde bir binbaşıdan geldi. Bu binbaşının Ergenekoncularla arası açıkmış. Bana geldi bunlardan bahsetti, ben başta inanmadım. Belgeler elime geçince şok oldum. Bir gazeteci hanımefendiyle bareber şuanda içeride olan bir paşaya gittim ve önüne sundum. Paşa bana "bunları yayınlamayın" dedi. Bana bu Ergenekon belgelerini getiren binbaşı şuanda zanlı ya da tanık değil, sorgulanmadı da son dönemde."
BELGELERİ ÇİFT MESLEKLİ GAZETECİLERDEN SAKLADIM
"Belki diğer gazeteci arkadaşlarla paylaşmam gerekirdi ama çift meslekli gazeteciler araştırmasını görünce bu belgeleri sakladım. Bugün de gazetecilerin bir kısmı Türk istihbarat birimlerine çalışıyor.
Gazetecilerin beni Ergenekon örgütüne satacağını düşünerek kimseyle paylaşmadım. Türkiye'de bazı gazeteciler beni kıskanıyor."
İÇİMDE YAHUDİLİK VARDI
"İçimde yahudilik vardı. Bir çok insan Türkiye'de dönmüş bir insan olarak yaşayabilir. Bugün Türkiye'de gizli din taşıyanlar vardır. Türkiye'de nasıl yaşamam gerekiyorsa yaşadım. Ama ben tanrının İsraili'ne inanıyorum ve mesihi bekleyenlerdenim. Ben mesihim demedim, beni deli saçması bir adam yerine koyup yıpratmaya çalıştılar.
TÜRKİYE'YE GELİP İFADE VERECEK Mİ?
"Bana savcılıktan hehangi bir tanıklık başvurusu yapılmadı. Ya da "Biz Kanada'ya gelelim bizle konuş" diye birşey söylenmedi. Ben Türkiye'de işkence gördüm. Hakkımda Ergenekonla ilgili olmayan bir dava açıldı. Ben Türkiye'ye gelemem... Ama buraya gelen herkese kapım açık. Beni zorla getireceklerse Türkiye'ye, eski dönemde olduğu gibiyse "Romayı'da ben yaktım kime saldırmam gerekiyorsa saldırırm" der kağıtları imzalarım. 7 yıl önce devlet beni kardeş gibi kucaklamadı. Beni oraya zorla kimse getiremez.
EVİNDE ELE GEÇİRİLEN BELGELERDE NELER VAR?
"O belgelerden bahsetmek isterdim ama bugün Türk basınında benim kişilik haklıma saldırı oluyor. Ergenekon Türkiye'nin iç sorunudur, kendileri nasıl çözmesi gerekiyorsa çözmelidirler. Bu belgeler, yani basına çıkan belgeler çok eksik. Fakat ben bunları açıklamak istemiyorum, bana yargısız infaz yapılıyor ve günah keçisi oluyorum.
VELİ KÜÇÜK'LE BAĞLANTISI NE?
"Veli Küçük'le ilişkim gazetecilik ilişkisidir. Veli Küçük'ün benim haber yapmamda bir çok yardımı oldu. Haberlerim o dönemde manşetlerde çıktı. Fakat ben sadece Veli Küçük'ten dosya almadım. Ben Doğu Perinçek'le de çalıştım. Veli paşadan da gazetecilikte manşet yapmak istediğim için haberler geliyordu. Elimde bir askeri kimliğimde yoktu. Bunu emniyet de iddia edemez."
BEN TÜRKİYE'YE DEMOKRASİ GETİRECEK KİŞİ DEĞİLİM
"Ben Türkiye'ye demokrasi getirecek adam değilim. Uğur Mumcu açıkladı da noldu? Ben bu ülkede her gece ayrı bir evde yatıyorum, özel hayatım kalmadı. Bu benim görevim değil.
KORUMALARLA GEZİYORUM
"Korunuyorum yoksa bu stüdyoya rahatlıkla gelemezdim. Yaşadığım ülkenin demokrasisi gayet güzel. Güvenliğim konusunda beni kendi arkadaşlarım koruyor. Görmediğim statüde korunuyor muyum ben bilmiyorum. Yakınımdaki, grubumdaki inançlı imanlı insanlar beni koruyor.
ERGENEKON'UN SONU NE OLACAK?
"Susurluk ne olduysa Ergenekon da öyle olacaktır. Su yatağına akar... Benim gözlemlerime göre bu olay bitmiştir."
BİRAND BAŞKA BİR DEVLET ADINA ÇALIŞIYOR
"Benim dosyalarımda Birand'ın dosyası da vardı. O dosyayı ben bizzat kendim okudum. Dosyada Birand'ın aile resimleri var. Ayrıca Mehmet Ali Birand'ı yıllar boyunca Türkiye'de, Avrupa'da bir devletin kolladığı yazıyor. Yani Birand'ın başka bir devlet adına çalıştığı yazıyor. Burada RTÜK var bu nedenle bu ülkenin adını açıklayamıyorum."
ERGENEKON İDDİALARI DOĞRU MU?
"Bazıları doğru... Onların bir kısmı benim arşivimde var. Fakat herşey doğru demek yanlış olur. Be Türkiye'de şunu görüyorumki bu ergenekon hakkında, Türk toplumu çok fazla birşey bilmiyor. Çift meslekli gazeteci arkadaşlarım bana "karnından konuşuyorsun" diyor.
ERGENEKON'UN KÖKENİ NEREYE GİDİYOR?
"Ergenekon global bir örgüt. Ergenekon içindeki insanlar MHP'li değiller, islamcı da değiller. Ergenekon yapılanması hakikaten güzel bir örgüt. Yurt içinde ya da yurt dışında falan başarılı bir örgüttür. Ergenekon Türkler'in Ergenekon'dan çıkışı yani destanı değil. Ergenekon destanıyla bir ilgisi yok. Ergenekon adı 1978-79 da İstanbul'da komutanlık yapan bir paşanın hocasının soyadı."
ERGENEKON'UN LİDERİ KİM?
"Beni sorgulayan, bana işkence yapan Emniyet Müdürü de biliyor Ergenekon örgütünün liderini. O açıklasın bu ismi. Devlet ona maaş veriyordu, o niye açıklamıyor. Bu köyün delisi ben değilim. Bu Türkiye'nin iç sorunu. Benim sorunum değil, ben açıklayamam."
KANADA'DA OTURMA İZNİ VAR MI?
"Kanada'daki avukatım ve yetkili insanlar "Kanada'daki statünüz hakkında hiç bir şeyi açıklamanı istemiyoruz" diyorlar.
Gönderen
admin
zaman:
07:41:00
0
yorum
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: 32.gün, aydın doğan, Ergenekon, mehmet ali brand, tuncaygüney
17 Temmuz 2008 Perşembe
PKK'ya ağır darbe

Yerel kaynaklardan edindiği bilgiye göre, terör örgütü PKK'nın etkisiz hale getirilmesi amacıyla teröristlere yönelik Türkiye'nin iç kesimlerindeki operasyonlar sürerken, Irak'ın kuzeyine yönelik de zaman zaman hava harekatı yapılıyor.
Diyarbakır 2. Hava Kuvvet Komutanlığında kalkan savaş uçaklarınca yapılan son hava harekatında terör örgütü PKK'nın ağır kayıplar verdiği öğrenildi.
Yerel kaynaklar, son hava harekatında Zap bölgesinin yoğun bir şekilde havadan bombalandığını ve Oramar mevkisinde terör örgütü PKK'nın sözde silahlı kanadı sorumlusu Fehman Hüseyin'in ağır yaralandığını bildirdiler.
Teröristin Oramar mevkisinde yapılan ilk tedavisinden sonra kayıplara karıştığını kaydeden yerel kaynaklar, ağır yaralı teröristin ölmüş olabileceğini de belirttiler.
(AA)
Obama'dan New Yorker'e tepki: Müslüman Amerikalılar aşağılandı
Obama'dan New Yorker'e tepki: Müslüman Amerikalılar aşağılandı Amerika'da Demokrat Parti başkan adayı olan Barack Obama, New Yorker dergisinin sonsayısının tartışmalı kapağı hakkına ilk kez konuştu.CNN'de Larry King'in canlı yayın konuğu olan Obama, karikatürün kendisini çok rahatsız etmediğini; ancak Müslüman Amerikalıları aşağıladığını söyledi. "Ülke genelinde harika işler yapan harika Müslüman Amerikanlar var." diye konuşan Obama, "Bundan dolayı böylesi bir aşağılamada kullanılmak ya da hakkımda şüphe uyandırmak talihsiz. Amerikan görüşlerine uygun değil" dedi.Obama, kendisi hakkındaki bazı dedikodulara güçlü karşılık vermekte ihmalkâr davrandığı şeklinde bir de özeleştiri yaptığı programda, "New Yorker'ın hiciv amacı taşıdığını biliyorum. Ancak bunu yapmada tamamıyla başarılı olduklarını sanmıyorum. Ancak bu sadece bir karikatür. Editoryal bir karar var. Anayasal ifade hürriyetimiz bunun için var." şeklinde konuştu. "Daha kötülerini de gördüm" şeklinde devam eden Obama, "başkanlık yarışına başladığından beri derisinin oldukça kalınlaştığını da" kaydetti.Bu arada Obama'nın rakibi John McCain de karikatür hakkında ilk kez konuştu. "Tamamıyla münasebetsiz" diye yorumda bulunan McCain, "Samimiyetle söylüyorum, Obama ve kampanyasının incinmesini anlıyorum." dedi.Cumhuriyetçi Parti'deki yarışta McCain'e rakip olan Arkansas eski Valisi Mike Huckabee de, New Yorker kapağına tepki gösteren isimlerden biri oldu. Fox News kanalından canlı yayın konuğu olan Huckabee, bu konudaki soruya, "Politik atmosferde buna bir derginin hicvi olarak bakamayız. Eğer, havaalanında yürürken, gazete bayiindeki derginin kapağını görürseniz bunun hicvini anlamazsınız. Görüntü hafızanızda kalır" dedi.Huckabee, dergiyi okumayacak, derginin yayın anlayışını bilmeyen sadece başlıklara ve kapaklara bakan milyonlarca Amerikalı olduğunu ifade ederek, kapağın çok yanlış bir bilginin gerçekmiş gibi yayılmasına hizmet edeceğini kaydetti.Öte yandan tartışmalı karikatür New Yorker dergisinin satışlarını patlattı. New York ve çevresinde gazete satışının ana şirketi olan Hudson Group sözcüsü Laura Samuels, "Ekmek peynir gibi satılıyor" diye anlattı. Derginin bu haftaki tiraj raporu henüz açıklanmadı."NATİONAL REVİEW MCCAİN'İ KAPAK YAPARSA"Barack Obama'nın gizli Müslüman olduğu yönündeki dedikodular, bugüne kadar internette gayrı resmi ortamlarda kendine yer buldu. Medya yorumcuları, Obama hakkındaki bu yanlış iddiayı en güçlü şekilde Amerikan kamuoyunun gündemine sokanın, bu iddialarla mücadele etme amacındaki bir solcu entelektüel derginin olmasındaki ironiye dikkat çekiyor.Ünlü karikatürist David Horsey de "bunun büyütülecek bir şey olmadığını savunan çevreleri eleştirmek için", politik yelpazede New Yorker'ın tam karşısında yer alana muhafazakar Atlantic Review dergisine hayali bir kapak çizerek, "Aynı şey McCain'e yapılsa yine hoş görülür mü?" sorusunu gündeme getirdi.Farazi National Review kapağındaki karikatürde, "John McCain ve eşi Cindy McCain yer alıyor. Aşırı yaşlılığı sebebiyle tekerlekli sandalyede oturan ve "İran'ı bombala" şarkısı mırıldanan McCain'e eşi, "Yemin töreni için ayağa kalkabilmesi için kendi zindelik ilaçlarından veriyor". Odanın duvarında Dick Cheney resmi asılı ve şöminede Amerikan Anayasası yanarken görülüyor.Cihan
Gönderen
admin
zaman:
15:01:00
0
yorum
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: BarackObama, New Yorker
Bir siyaset dehası
Merhum Erdal İnönü'nün başbakan yardımcılığı yaptığını bileceksiniz, fakat altı ay kadar dışişleri bakanlığı yaptığını vallahi ben de unutmuşum! Google'dan Vikipedia'ya baktım da hatırladım.
1995 yılında... 1991'den 1993'e kadar da DYP-SHP koalisyonunun küçük ortağı ve Demirel'in yardımcısıydı.
Bir sosyal demokrat için "Demirel'in yardımcısı" olarak hatırlanmak yeterince küçülmektir ama biz orada durmayalım.
Geçen gün Yavuz Donat yazdı da ben de oradan uyandım ve ağzım açık kalarak okudum, bakınız Uğur Mumcu'nun kardeşi Ceyhan Mumcu, birkaç ay önce yayınlanan anılar kitabında ne demiş:
"Erdal İnönü başbakan yardımcısı iken İzmir'de karşılaştık.
Sanki sıradan bir vatandaş gibi bana Uğur Mumcu cinayetinde bir gelişme var mı diye sordu.
Başbakan yardımcısı bana bunu soruyordu.
Çok sinirlendim.
Verdiğim cevabı şimdi söylemek istemiyorum."
Söylemesine gerek yok, biz anladık. Uymuş. Ağzına sağlık.
Ve de, Türk basınında yıllardır "Mumcu cinayeti ne oldu? Üçok cinayeti ne oldu? Kışlalı cinayeti ne oldu?" diye sorup duran şamşırıkları hatırladık.
Hepsini Ergenekon temizledi ama hem soruyorlar, hem de ortaya çıkmasına taş koyuyorlar.
Çünkü tantanasını yapmak hem daha kolay, hem de sorumsuz. (Sorunsuz demedim, sorumsuz dedim.)
Ecevit'e de Ergenekon ateş etti Çiğli havaalanında, Sabancı'yı da Ergenekon vurdu. (Kürtler konusunda ileri geri konuştuğu için ağabeyini vuracaklardı, onu bulamayınca kardeşini vurdular, arada sekreteriyle benim sınıf arkadaşım gümbürtüye gitti.)
Elimde belge, bilgi var mı? Yok. "İçimdeki minik kuş" söylüyor.
(Ne yani, herkesin kuşu kuş da bizimkini mi beğenmediniz?)
Taksim'deki 1 Mayıs katliamı mı? Onu, Ergenekon'un konuğu olarak ülkemize gelip giden bir "CIA timi" yapmıştı. (Kendilerini Yeşilköy'den alıp otele yerleştiren Ergenekon üyesi bile biliniyor.)
Ceyhan Mumcu, Erdal İnönü merhumun "siyasi ve hukuki zavallılığını" hatırlatınca aklıma bunlar geldi.
Başbakan yardımcılığı yaptığı üç yıl boyunca Demirel'i hayran hayran seyretmekle yetinen "siyaset dehası", ve soruşturur görünüp soruşturma istemeyen gazeteciler... Herkes birilerinin stepnesi maşallah.
Birbirlerine pek yakışıyorlar!
Zaten oylarını da SHP'ye vermişlerdi, şimdi de "içleri kan ağlaya ağlaya" CHP'ye veriyorlar.
CHP de Ergenekon'un fazla kurcalanmasını istemiyor açıkçası.
Bu da "feraset dehası" olsa gerek.
En iyisi, dayısının hatırına yeğenini partinin başına geçirin canım, partiyi de, memleketi de, sizi de kurtarır belki. İktidara gelirseniz Ergenekon da kurtulur, fena mı?
Ergenekon'un dehşet belgesi: Politikacılara suikast yapılacak
| |||
![]() | |||
Taraf Gazetesi'nin haberine göre Ergenekon terör örgütünün kanlı yüzünü "Politikalar" başlıklı bölüm gözler önüne seriyor. Plana göre hedefe varılması için suikastlerin düzenlenmesi isteniyor. "21. yüzyılda, kaçınılmaz bir biçimde dünya politikalarını ve siyasetçilerini istihbarat örgütleri biçimlendirecektir. Bu öylesine bir etkinlik olacaktır ki; 100 hatta 200 yıl sürecektir. Neden 100 ya da 200 yıl? 20. yüzyıl dünyasında kültürel etkinliklerle toplumlar çökertilmiş ve yapı taşları değiştirilmiştir. Ve bu politikanın adına "globalleşme süreci" denilmiştir. Ancak, Çin ve Japonya'da başarısız kalınmıştır. Çin ve Japon toplumlarının da kültür emperyalizmi ile çökertilmesi, yapı ve inançlarının değiştirilmesi gereklidir. Bu nedenle emperyalist tuzağı globalleşme sürecinin amacına erişerek "Dünya Hükümeti" kurabilmelerinin önünde 100 ila 200 yıllık bir zaman engeli oluşmuştur. İKİ YOL VAR AMA... "Dünyada var olabilmiş tüm sistemler, ülke çıkarları ve mevcut rejim ilkelerine aykırı ideolojilere sahip siyasileri engellemiştir. Bunun ise; iki yolu vardır: 1- Suikast * 2- Dezenformasyondur Kaçınılmaz olarak 21. Yüzyıla adım atmakta olan Türk insanı, kültürel anlamda dünya görüşü gelişmediği, okumadığı, matbaa makinesi ile icat edilmesinin üzerinden 900 yıl geçtikten sonra tanışabildiği için; kolayca yanıltılabilmekte ve her an kandırılmaya açık beklemektedir. Bu nedenle dezenformasyon ya da bir başka anlatımla 'kara propaganda' sonuçlan bakımından negatiftir. Kişisel çıkarlar adına siyasete yönelmiş ve hedefe ulaşabilmek adına her şeyi mubah sayabilen siyasilerin engellenebilmesi için; geriye kalan tek yol suikasttır." İLLEGAL ÖRGÜTLERLE İŞBİRLİĞİ "Suikast operasyonlarına gerek duyulmaması için, siyasi portreler çok ciddi biçimde analiz edilmeli, ortak ideallere uygun siyasilerin seçim kampanyaları organize edilerek parlamentoda etkin ve güçlü bir biçimde yer alabilmeleri sağlanmalıdır. İçte ve dışta ortak ve benzer idealler doğrultusunda faaliyet gösteren ulusal ve uluslararası legal ve illegal örgütler ile işbirliğine yönelmek kaçınılmaz ve zorunluluktur." Ergenekon'un insanı dehşete düşüren programları1- Politikacılara suikast düzenlenecek Karşı kamptaki politikacıları tasfiye etmenin iki yolu olduğunun altı çiziliyor: Dezenformasyon ve suikast. Sonra birinci seçeneği 'etkisi kalmadı' diyerek dışarıda bırakıyor. Geriye tek yol kalıyor, suikast.... 2- Naylon terör örgütü kurulacak Belge terör örgütlerinin mutlaka kontrol altında tutulmasını ve gereğinde 'naylon terör grupları' oluşturularak terör dünyasına yön verilmesini öngörüyor. "Ulusal ve uluslararası illegal örgütlerle işbirliğine yönelmek kaçınılmaz bir zorunluluktur' saptaması yapılıyor. 3- Uyuşturucu ve kimyasal silah işine girilecek Almanya'nın uyuşturucu üretiminin olmazsa olmaz maddesi olan asit anhidrit tekeli kurduğu iddiasını gıptayla aktaran örgüt belgesi uyşturucudan para kazanma yolu tavsiye ediliyor. Türkiye'nin silah üretmediği için kaçınılmaz olarak uyuşturucu köprüsü olduğunu belirten belge, "Bir başka şans da kimyasal silah üretimidir, bu konuda nitelikli eleman var" tespiti yapılıyor. 4- Kara para aklanacak Örgüt belgesinde en yüksek kar elde etme ve para aklama yolu olması nedeniyle kimya ve ilaç sanayiine, hava kargo taşımacılığına girilmesi hedefleniyor. İllegal yollardan elde edilecek paranın özkaynak olarak örgütün legal şirketlerinde aklanması öneriliyor. 5- Yandaş medya oluşturulacak Ergenekon'un medya kuruluşlarını mutlak bir biçimde kontrol etmesi gereğinin altını çizen belge, örgütün kendi medya kuruluşlarını oluşturarak ulusal ve uluslararası medya üzerindeki denetimi pekiştirmesininin zorunlu olduğu belirtiliyor. 6- Yarar sağlamayan ajanlar öldürülecek Belgenin en ürkütücü bölümü, varlığından sadece başkanın haberdar olacağı "Kontrol Dairesi" ile ilgili. Bu dairenin personeli tercihen "merhametsiz" özel kuvvetler görevlilerinden oluşacak. Dairenin ilk görevi operasyon sırasında temizleme ve ortadan kaldırma işlemlerinden doğacak sorunları çözmek. İkinci görevi ise davaya ihanet eden ve yarar sağlamayan ajanları öldürmek. 7- Yabancı bankalardaki hesaplar boşaltılacak Belge örgütün üretim tesislerine, ticari holdinglere ve bankalara doğrudan ve mutlak sahip olması gerektiğini söylüyor. Başka şirketlere sızıp hacker'lar elişle bunları banka hesaplarının içeride ve dışarıda boşaltılmasını, naylon şirket kurup işleri bittiğinde personelin ortadan kaldırılmasını öneriyor. 8- Askeri ataşelerden yararlanılacak Örgüt yurtdışı faaliyetlerde elçiliklerde görevli askeri personele özel bir misyon yüklüyor: "Çeşitli ülkelerde ticari şirket kurup finansal güç kazanımı yoluna gidilmeli, askeri ataşelerden mutlaka gerektiği biçimde yararlanılmalıdır" 9- Bütün STK'lar kontrol edilecek Belgede yeni sivil toplum kuruluşları oluşturma hedefiyle de yetinilmiyor: "Ergenekon Türkiye'deki tüm STK'ları kontrol altına almalıdır" | |||
Gönderen
admin
zaman:
14:50:00
0
yorum
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: Ergenekon, politikacı, suikast, taraf
Ergenekon, Kilisede fotoğraflanmış
Vakit gazetesi, Ergenekoncuların Türk Ortodoks Kilisesi'nde 
gerçekleştirdikleri belirtilen toplantılara dair hiç yayınlanmamış fotoğraflarını yayınladı.
Karaköy'deki Türk Ortodoks Kilisesi'nin avlu, koridor, salon ve kilise bölümünde çekildiği anlaşılan resimlerde, emekli Tuğgeneral Veli Küçük, Kuvvayı Milliye Derneği Başkanı emekli Albay Fikri Karadağ, emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin, Kuvvayı Milliye Derneği Başkan Yardımcısı Hüseyin Görüm, Genç Parti Genel Başkan Yardımcısı Emin Şirin, Büyük Hukukçular Derneği Başkanı Av. Kemal Kerinçsiz, Türk Ortodoks Patrikhanesi Sözcüsü Sevgi Erenerol ile geçtiğimiz günlerde kanserden ölen ve Ergenekon'un kasası olduğu belirtilen Kuddusi Okkır gibi isimler hep birlikte görülüyor.
Fotoğrafların yemekli toplantı bölümünde Veli Küçük'ün de aralarında bulunduğu grubun yemekle birlikte şarap içtikleri, ev sahibi Sevgi Erenerol'un da misafirlerini rahat ettirebilme çabasında olduğunu gösteriyor.
Yemek yenen salonun duvarlarındaki Hıristiyan dininin sembolü olan ikonalı figürler ve bazı Hıristiyan din adamlarına ait resimlerin bulunması dikkat çekiyor. Ortaya çıkan resimlerde Ergenekon Terör Örgütü'ne üye olmak ve yönetmek suçlarından gözaltına alınıp tutuklanan bu isimlerin toplantılarını kilisede bile yaptığı anlaşılıyor.
Gönderen
admin
zaman:
14:47:00
0
yorum
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: Ergenekon, kilise, muzaffer tekin, veli küçük





sayısının tartışmalı kapağı hakkına ilk kez konuştu.CNN'de Larry King'in canlı yayın konuğu olan Obama, karikatürün kendisini çok rahatsız etmediğini; ancak Müslüman Amerikalıları aşağıladığını söyledi. "Ülke genelinde harika işler yapan harika Müslüman Amerikanlar var." diye konuşan Obama, "Bundan dolayı böylesi bir aşağılamada kullanılmak ya da hakkımda şüphe uyandırmak talihsiz. Amerikan görüşlerine uygun değil" dedi.Obama, kendisi hakkındaki bazı dedikodulara güçlü karşılık vermekte ihmalkâr davrandığı şeklinde bir de özeleştiri yaptığı programda, "New Yorker'ın hiciv amacı taşıdığını biliyorum. Ancak bunu yapmada tamamıyla başarılı olduklarını sanmıyorum. Ancak bu sadece bir karikatür. Editoryal bir karar var. Anayasal ifade hürriyetimiz bunun için var." şeklinde konuştu. "Daha kötülerini de gördüm" şeklinde devam eden Obama, "başkanlık yarışına başladığından beri derisinin oldukça kalınlaştığını da" kaydetti.Bu arada Obama'nın rakibi John McCain de karikatür hakkında ilk kez konuştu. "Tamamıyla münasebetsiz" diye yorumda bulunan McCain, "Samimiyetle söylüyorum, Obama ve kampanyasının incinmesini anlıyorum." dedi.Cumhuriyetçi Parti'deki yarışta McCain'e rakip olan Arkansas eski Valisi Mike Huckabee de, New Yorker kapağına tepki gösteren isimlerden biri oldu. Fox News kanalından canlı yayın konuğu olan Huckabee, bu konudaki soruya, "Politik atmosferde buna bir derginin hicvi olarak bakamayız. Eğer, havaalanında yürürken, gazete bayiindeki derginin kapağını görürseniz bunun hicvini anlamazsınız. Görüntü hafızanızda kalır" dedi.Huckabee, dergiyi okumayacak, derginin yayın anlayışını bilmeyen sadece başlıklara ve kapaklara bakan milyonlarca Amerikalı olduğunu ifade ederek, kapağın çok yanlış bir bilginin gerçekmiş gibi yayılmasına hizmet edeceğini kaydetti.Öte yandan tartışmalı karikatür New Yorker dergisinin satışlarını patlattı. New York ve çevresinde gazete satışının ana şirketi olan Hudson Group sözcüsü Laura Samuels, "Ekmek peynir gibi satılıyor" diye anlattı. Derginin bu haftaki tiraj raporu henüz açıklanmadı."NATİONAL REVİEW MCCAİN'İ KAPAK YAPARSA"Barack Obama'nın gizli Müslüman olduğu yönündeki dedikodular, bugüne kadar internette gayrı resmi ortamlarda kendine yer buldu. Medya yorumcuları, Obama hakkındaki bu yanlış iddiayı en güçlü şekilde Amerikan kamuoyunun gündemine sokanın, bu iddialarla mücadele etme amacındaki bir solcu entelektüel derginin olmasındaki ironiye dikkat çekiyor.Ünlü karikatürist David Horsey de "bunun büyütülecek bir şey olmadığını savunan çevreleri eleştirmek için", politik yelpazede New Yorker'ın tam karşısında yer alana muhafazakar Atlantic Review dergisine hayali bir kapak çizerek, "Aynı şey McCain'e yapılsa yine hoş görülür mü?" sorusunu gündeme getirdi.Farazi National Review kapağındaki karikatürde, "John McCain ve eşi Cindy McCain yer alıyor. Aşırı yaşlılığı sebebiyle tekerlekli sandalyede oturan ve "İran'ı bombala" şarkısı mırıldanan McCain'e eşi, "Yemin töreni için ayağa kalkabilmesi için kendi zindelik ilaçlarından veriyor". Odanın duvarında Dick Cheney resmi asılı ve şöminede Amerikan Anayasası yanarken görülüyor.Cihan
